|
Edep Yâ Hû!
Edep tâbiri değişik vesilelerle
günlük hayatımızda varlığını gösterir. Hatırımıza gelen bazı tabirleri
zikredersek, mesela, bizde ahlâkî duruşuyla saygı uyandıran kişilere müeddep,
İlâhî kudretin ve içtimâi (sosyal) âdetlerin farkına varmadan yaşayan kişilere
edepsiz, güzel davranışa sevk etme hâline te’dip, ince ve zarif sözlü kimseye
edip ve bu lisanî güzelliklerin ilmi sahadaki adına edebiyat denilmesi, bizdeki
edebe verilen ehemmiyetin hemencecik aklımıza gelen numunelerindendir. Ayrıca
edep kaidelerinin geneline adap, cemiyet hayatımızda dikkat edilmesi gereken
görgü kurallarının adab-ı muaşeret şeklinde isimlendirilmesi, edep kelimesinin
hayatımızdaki yerini gösteren örneklerdendir.
Örfümüzde ahlâkî tüm güzellikler
edep kelimesiyle özetlenmiş ve artık ahlâk denilince edep, edep denilince ahlâk
anlaşılır olmuş. Edep kelimesi bize Arapçadan geçtiği halde Türkçeleşmiştir.
Alimler Cenab-ı Hakk’ın
ayetlerini ayat-ı ilmiye ve ayat-ı kevniyye olmak üzere iki kısma ayırmışlar.
Ayat-ı ilmiye, Hak Teala’nın melekleri vasıtasıyla peygamberlerine
vahyettiklerine; ayat-ı kevniyye ise kainattaki bütün varlıklardaki tecellisine
deniliyor.
İşte edep, bu varlık aleminde
kişinin idraki ve ayetlerle uyum halinde yaşamasıdır. Dolayısıyla ahlaki
güzellikleri ve edebi ekstradan bir şeymiş gibi görmek veya dindar olmayı
edepten farklı gibi telakki etmek fevkalade yanlıştır. Din edeptir, edep dindir;
ayrılık gayrılık yoktur.
Ahlak, hulk (yaratılış,
yaratılma) kelimesinden türemiştir. Bu hususa dikkat çeken tasavvuf büyükleri
ahlak için “Seni hâlık (yaratıcı) ile mahluk (yaratılmış) arasında daima rızaya
uygun harekete muvaffak kılan edeptir” şeklinde tarifler yapmışlardır.
“Edep Yâ Hû” yazısını
gördüğünüzde eminiz ki hepinizde farklı farklı çağrışımlar uyanmıştır. Âşina
olduğumuz bir tâbir “Edep Ya Hû”. Eskiden konaklarda, evlerde, tekkelerde,
sohbet edilen mekânlarda levha şeklinde yazılan, yakın zamana kadar da
dilimizden hiç düşmeyen bir kelâm; fakat bu söz de kültür erozyonundan nasibini
almış. “Edep Yâ Hû” sözü iyice alışılmış, alelâde söylenegelmiş ve bu sebepten
dolayı ifade ettiği mefhumdan da uzaklaşmış gözüküyor. Sözler, içlerinde
barındırdıkları mefhumları algılayabilen dimağlar buldukça hayatiyetlerini
sürdürebilir, özlerini gösterebilirler. Hayat damarları kuruyan sözler öylece
boşlukta asılı kalır durur. Kaybolmaz belki, ancak onu anlayanlar olduğu zaman
rahmet yüklü buluttan inen yağmur gibi tekrar bereketini o müsâit zemine akıtır.
Eskiden bu küçücük sözle çok mânâlar ifade edilirken şimdilerde dar kalıplar
içine sıkışmış mânâdan uzak vehimler kol gezmekte.
“Edep Yâ Hû” edebe, ahlaka
davettir. Aynı zamanda bir ikazdır. Ama bu uyarı edepsiz kimseye değil, edebi
bilen kişiyedir. Çünkü ‘ya hu!’ hitabı ‘Hu’ya aşina olana yapılır. O’nu bilen
O’nun edebini bilir. O’nu yani Hu’yu bilmeyen edebi nasıl bilsin ki edebe davet
edilebilsin? Yani şöyle denilmek istenir: “Ey edebi bilen kardeşim! Maruz
kaldığın bu saygısızlık seni edepsize karşı edepsizce harekete sevk etmesin.
Edeple karşılık ver. Edebi senden öğrensinler.”
Bu davet sadece edebi
hatırlatmaz. Ezeldeki birlik ve tevhidi de hatırlatır. “Yâ hû!” lafzıyla
gerçekleşen bu hatırlatma kişiye mahiyetini, insan derecesini ve ulvi
hissedişleri kaim kılar. Hepimiz başka başka suretlerde, ama “Hu” ile hareket
eden, Cenab-ı Hakk’ın nefhasının mazharlarıyız. Aslımız ve masdarımız hep O
Hu’dan. “Edep Yâ Hû” demekle adeta şunlar ifade edilmek istenir:
Ey ezelde nur iken şimdi farklı
farklı isimlerle anılan, aslında Hu’dan ibaret olan kardeşim, Allah Tealâ’nın
ruhundan ruh üfürdüğü, en büyük emanete sahip, îman tacıyla ziynetlenmiş;
benlikten, senlikten öte O “Hû”nun mazharı olmuş “O”! Ey sahibi “Hû” ve sahibi
“O”! olan! Sana “O”nun tarafından verilen bâki, kaybolmaz, hatta görülmez edep
libasını taşıyan “O”! Bu edepten uzaklıkları görüp de sakın kendindeki emaneti
zayi etme. “O”na nefsinin süfli perdeleri ile o edebi örtme. Baki olanı ve baki
olan edebi fani, kaybolup gidici hallerle heba etme. O bakiyi bu faniye değişme.
Sen her an tecellisi ile her şeyin O’ndan olduğunu hatırla. Dönüşün “O”na
olduğunu unutma. Edep Yâ Hû ikazımızı da O’ndan bil... |