Dilin faideleri ve afetleri.
Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi
Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler ulasir. Müminleri de Allah'a amel-i sâlih
ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap
vardır ve onların tuzağı bozulur.
Fatır Sûresi / 10. Ayet
İnsanı insan yapan, insanı güzelleştirip değerli yapan ve öteki canlılardan
ayıran özelliklerin başında konuşma yeteneği yani dili gelmektedir. Yüce Allah
insanın dışında hiçbir varlığa bu güzel nimeti ihsan etmemiştir. İnsan olarak
çoğu zaman öneminin farkında bile olmadığımız bu hasletimizle ilgili olarak,
Yüce Allah; "Güzel sözler ve insanlari bagislama, arkasından incitme gelen
sadakadan daha iyidir"[ 2/263] buyurmaktadır.
İnsan diliyle hem kendini yüceltir, hemde başkasını. Dilden kalbe yol vardır
derler. Öyle ki insan, bin bir güçlükle ve zaman harcayarak, emek verip ter
akıtarak çıktığı mevkilerden birkaç sözle düşebilir. Nerede, nasıl konuşacağını
düşünüp tasarlayamayan insan, çok sınırlı kullanması gereken bataryasını
bitirip, lâzım olduğu yerde güçsüz kalır.
Nice dostlukları bitiren, gönülleri fethedip nice düşmanları barıştıran, gücünü
gönülden alan bir emanettir dil. "Yumuşak sözler taş kalplere bile tesir eder"
deyişi bu hakikate işaret eder. Allah bir adama her şeyin tatlısını, yalnız
dilin acısını verdi mi insan ne yapsa kâr etmez. Öylesinin sevimli, cana yakın
olmasına imkân yoktur. Çünkü o dil ağzın içinde her dönüşünde can yakar, kalp
kırar.
"
Dil yarası yaraların en derinidir" derler. Doğru sözdür. Kendini tutamayıp
söylenen bazı kırıcı kelimeler öyle derin yaralar yapar ki, zamanla geçse de,
açıldığı yerde izi kalır. Dil yarası ruhun en gizli yerlerinde boyuna işler, bir
türlü kapanmak nedir bilmez.
Hazreti Ali :Kiliclarin acdigi yaralar iyilesir amma dilin acdigi yara iyilesmez.
buyurayak bu hususa isaret etmistir.
Boşu boşuna yapılan konuşmalar da kalbi katılaştırır. Ruhun dengesini bozar.
Daima endişeye sebep olur. Kişiyi sürekli suçlu hissettirir. Değerini düşürtür
ve bu değerini yeniden kazanmak için uğraşmasına, kendini yıpratmasına vesile
olur. Aynı zaman da kişilerin hayalleri üzerinde de etkilidir sözler. Düşünmeden
söylenmiş bir söz gerçekten kendine inanmış bir kişinin hayatını anında
değiştirebilir. Ümitsizliğe düşürebilir.
Bazı insanlar için "ağzından bal akıyor" derler. İşte bu ağızdan akan bal, tatlı
dilin balıdır. Güler bir yüz, tatlı bir dille tamamlandığı zaman, insana bütün
kapılar açılır. Büyüklerimiz "Gönüllerin anahtarı yumuşak huy ve yumuşak
kelimelerdir" demişlerdir. Gerçekten dilin, tatlı dil olmak şartlarıyla
açamayacağı kapı, çözemeyeceği düğüm yoktur. İnsanlar başkaları hakkındaki ilk
hükümlerini yüzlerine bakarak verirler, sonra da konuşmasına. Gönüller onunla
fethedilir.
İslâm adâbının, gereği olarak tatlı konuşmak ve güler yüzlü olmak zorundayız.
Peygamber Efendimiz (sav) de, "Tatlı dil sadakadır" buyurmuştur. Güzel söz,
sahibini Allah (c.c.) rızasına kavuşturan, nimet içinde bırakan, fazilet ve
iyilik nev'inden bir haslettir Unutmayalım ki "Ona ancak güzel sözler yükselir"
[10/3] emri doğrultusunda güzel sözler Rabbimiz katına yükselecek ve zamanı
gelince bize mükafat olarak geri dönecektir.
İnsan konuştuğunda hayrı konuşarak, dilini güzelliğe alıştırmalıdır. Güzel
konuşma Allah (c.c.)'ın tüm semavî dinlerde talep ettiği yüce bir meziyettir.
Güzel bir ahlâka sahib olan kimse, herkesle güzel görüşür, onların sevgisini
kazanır. Onlarla birlikte olmaktan ve hoş sohbetler yapmaktan memnun kalırız.
Güler yüzlü insanlardır. İçeriye girdiklerinde güneş gibi yüzlerinden ışıltı
eksik olmaz. Girdikleri yeri aydınlatırlar.
"Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" derler. Tatlı dil ve güleryüzle gönüller
fethedilir. Önemli olan da gönülleri fethetmek değil midir? "Firavun'a gidin,
çünkü o, azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi
titrer-korkar." [20/43-44] Öyleyse müminlerin müminlere daha yumuşak söz
söylemeleri gerekmez mi?
Omzumuzda hep teftiş halinde iki müfettiş var, ağızdan çıkan her söz hayır veya
şer olarak yazılıyor. Söylediğimiz muhakkak doğru olmalı. Bir söz söylerken, hem
kendimizin, hem karşıdakinin ahretini düşünerek konuşmalıyız.
İnancın yumuşak ikliminde bir meltem yumuşaklığına çevirmeliyiz sözlerimizi.
Masum gönüllerin cellâdı değil, yüreği kırgın olanların doktoru olmalıyız.
Yaralı gönüllere hızır gibi yetişip onların kırgınlıklarını gidermeliyiz.
Yaralarına söz merheminden sürüp gönlümüzden akıp giden ve kelimelerle
harmanlanıp, dövülüp şekillenen manevî iksirimizle onları iyileştirmeliyiz.
Bakın bu hususta Hz. Ömer ne diyor: "Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine
yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla!" İşte bu derece zor durumda olan kırık
bir kalbi eğer onarabilirsek artık Hakk'ın sevgili kullarından olduğumuza
inanabiliriz. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: "Gerçek
mü'min, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir."
Dilim:ettin beni dilim dilim sözü ne güzel söylenmis. |